3 Mart 2026 Salı


ANLAŞILMAK NEDEN BÜYÜK LÜKS?

İnsan kendini ortaya koyarken gerek sanatta gerek toplumda gerek ilişkilerinde gerekse varoluşuyla anlaşılmak ister. İster ki doğru anlaşılsın doğru anlaşılsın ki sevilsin. Aslında tüm duygular bu iki temel duygu üzerinden mi türüyor?

Sevgi ve korku..

Bu iki düzlem üzerinden mi dökülüyor tüm eylemler?

İnsanın anlaşılma tutkusu yüzyıllardır bir varoluş sancısı mı yoksa?

Oysa seni dinlemeyen birine sağırdır tüm sözler.

Herkes kendi gerçekliğine bağlı kalırsa iletişim imkansız olur.

Anlaşılmak,

Ne tam bir talep,

Ne açık bir beklenti..

Daha çok görülmek isteyen bir iç ses.

Ve belki de bu yüzden en çok yanlış yerde ararız onu.

Anlaşılmak bu yüzden büyük bir lüks. Çünkü diyalog, iki sesin aynı boşlukta yankılanabilmesini gerektirir. Oysa çoğu zaman herkes kendi yankısını duymakla meşguldür.

İki monolog bir diyalog etmez. Etmiyor da. 

Martin Buber’in dediği gibi :

‘’İnsan, ancak ‘Ben-Sen’ ilişkisinde gerçekten var olur.’’

Ama biz çoğu ilişkide ‘Ben-O’ dayız ;

Karşımızdakini bir nesne, bir onay, bir tehdit ya da bir aynaya indirgeriz.

Böyle olunca konuşmalar çoğalır, temas azalır.

Spinoza’ya göre insan eylemlerinin kaynağı gerçekten de iki temel duygudur:

Sevgi ve korku…

Sevildiğini hissetmek isteyen insan, anlaşılmak ister. Yanlış anlaşılmaktan korkan insan ise ya susar ya kendini fazlasıyla anlatır.

İki durumda da iç ses yorulur.

Nietzsche bu yorgunluğu şöyle tarif eder:

‘’Anlaşılmamak kaderimdir.’’

Belki bu yüzden derin insanlar kalabalıklar içinde yalnızdır.

Çünkü derinlik, hızla tüketilen bir şey değildir. Zaman ister, dikkat ister, cesaret ister.

Simone Weil der ki:

‘’ Dikkat, sevginin en nadir ve en saf biçimidir.’’

Anlaşılmak da tam olarak budur aslında: Birinin seni düzeltmeden, savunmaya geçmeden, kendi hikayesini araya sokmadan görebilmesi ve dinlemesi.

Ama bu nadirdir. Çünkü herkes önce kendini kurtarmaya çalışır.

Belki de anlaşılmak büyük bir lüks değil, büyük bir rastlantıdır.

Ve belki bu yüzden, en güvenli yer hala şurasıdır:

Kendinle kurduğun o sessiz, dürüst diyalog.

Çünkü insan, kendini bile anlamaya cesaret edemediği yerden başkasından anlaşılmayı beklediğinde en çok orada incinir.

Peki sen ne kadar kendi içini görmeye heveslisin ki anlaşılma isteğindesin?


e.s.

2 yorum:

  1. Keyifle okudum.
    Anlaşılmak büyük lüks, olduğun gibi kabul görmek daha da nadir.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  2. İnsanlığın günümüzde geldiği durumda artık anlaşılmak istenme beklentisinin eskisi kadar olmadığını düşünüyorum. Yapay zeka, sosyal medya diğer pek çok değişken insanı artık başka biri ile iletişime ihtiyaç duymaktan uzaklaştırıyor sanki. Anlaşılma beklentisi yavaş yavaş yanlızlığı benimsemeye evriliyor.

    YanıtlaSil